Haddini Bilmek…

İnsan her gün yeni şeyler keşfeder.
Bu “şey”ler öncelikle kendisinden başlar, halka halka dış dünyaya doğru yayılır.
Doğası gereği de çoğunlukla kendisindeki “yeni şey”le ilgilenmeden, diğer halkalardaki “yeni” ile ilgilenir.
İnsanın kendine dair olana yeteri kadar ilgi göstermemesi, olumlu ile olumsuz arasında kalmak anlamına gelir.
Hayat bize; hem kendimizden hem de çevremizden aldıklarımızla, bilge, doğru ve en önemlisi ölçülü olmamız gerektiğini söyler…
Bu insanın haddini, yani sınırlarını bilmesi anlamına gelir.
Günümüz söylemleri içinde “sınırlarınızı zorlayın” fikri çok öneriliyor.
İnsanın kapasitesinin, becerilerinin sınırlarını zorlaması, gelişme için itici güçtür.
Ve her insan kişisel gelişimi için bunu sonuna kadar yapmalıdır.
“Sınırların zorlanması” ile “sınırların aşılması” çoğunlukla küçük bir şey gibi algılansa da, gerçekte bu, bir arada yaşamanın koşullarını ortadan kaldırabilecek kadar ağır sonuçlar doğurur.
Her sınır aşımı, bir başkasının yaşam alanına geçmektir.
Sınırları ya da haddini aşan her şey ise; aştığı şeye dönüşebilir. Bu bir tür karşıtına dönüşmedir.
Yaşadığımız coğrafyanın kültürü bu konuda çok güzel iki deyim üretmiştir.
“Haddini bilmek” ve “Haddini aşmak”…
İlginç olan ise bu iki deyimin günlük hayatta çoğunlukla “kendi dışındaki herkes” için, çok rahatlıkla ve çoklukla kullanılıyor olmasıdır.
Oysa bu iki deyimi, insan kendisi için kullanabiliyor olmalıdır.
Kişi, kendisine karşı bu deyimleri samimiyetle kullanabildiğinde, erdemli olma ihtimali artar.
Bu bir öz denetimdir.
Ve en çok ihtiyaç duyduğumuz şey, bize başkalarının haddimizi bildirmesi değil, bizim haddimizi bilmemizdir.
Bir önceki yazı Şirket aklı


