İyi Olma / İyi Olmak…

İnsan, “iyi olma” ile “iyi olmak” arasındaki farkın farkında olmadığında, anlamsız ve yorucu çabalar içine girer. Bu çabalar da çoğu zaman, tam tersine sonuçlar doğurur.
Oysa “iyi olma”, insan olmanın özüdür ve sonradan kazanılan değil, kaybedilen bir özelliktir. İçinde yaşanılan ortam ve zaman, “iyi olma” halini insandan çekip alır ve daha sonra da “iyi olmak” için çaba sarf etmesini empoze eder…
Bir anlamda; “iyi olma”, insanın doğasında var olan, “iyi olmak” ise öğrenilen/öğretilen, kültürel bir meseledir.
“İyi”ye dair olanlar, öğrenilen/öğretilen bir hale getirildiğinde ise, insani tüm değerler, zamana ve mekana göre değişir.
Bu yeni durum karşısında ise, “iyilik” ile “iyilik yapmak” arasında gidip gelmeler başlar.
Özellikle de içinde yer alınan toplum, “iyilik yapmak” üzerine kriterler üretmiş ve üretmeye devam ederken… Bu kriterler de çoğunlukla, “almak” ve “vermek” üzerinedir.
Kısaca “karşılıklılık” esas olur ve gerçek anlamda “beklentiler”, aralık duran kapının arasına ayağını koyar.
İyilik yapan/yapılan, giderek doymak bilmez bir beklenti denizinde, kulaç atmaya başlar.
Hiç bir zaman kara parçası olmayan bir denizde kulaç atmak… Saçma bir durumdur bu.
Çevresinde kendisine “biat” edecek insanlar olsun diye düşünen her insan “iyi olmak” ister.
“Açgözlü ruha sahip” insanlardan oluşan habitat, bu ortamda yeşerir.
Kendi kalabilen insanların etrafında belki çok az insan olur, ancak “iyi olma” hali tüm saflığıyla oradadır.
Zor… ancak “karası olan bir deniz”de olma.
Bir insanın sahip olabileceği en güzel duygu bu olsa gerek.
Bir önceki yazı “Kum Saati…“


