Yıldızlar…

Gökyüzüne bakıyorum ve sonsuz sayıda yıldızın içinde dalıp gidiyorum.
Bazı gördüğümüz yıldızlar aslında yok.
Ölen sistemler ve yeni doğan yıldız sistemleri.
Kendine gelen her şeyi yutan, görünmeyen kara delikler.
Galaksiler, Nebulalar, gaz bulutları…
Gördüklerimiz, göremediklerimizin çok küçük bir kısmı.
Acaba sistemin sonu var mı?
Acaba sonsuzluğun sesi nasıl?
Meraklandıran ve yeni sorular ürettiren evren.
Sonsuz bir boşluk ve zihnimizde canlandıramadığımız evrenin oluşum zamanları, mesafenin ışık yılı ölçüldüğü uzaklıklar…
Sonra güneş sistemimizi düşünüyorum.
Kendi içinde baktığımızda devasa, bütün içinde baktığımızda “nokta” bile değil…
Hele dünyamız;
Evrenin denizine atılsa, kimsenin haberinin dahi olmayacağı küçücük yaşam alanımız.
Bir taraftan bu sonsuzluk içinde;
İlk uzay roketleri,
İlk aya gidiş,
Hubble uzay teleskobu,
Mars keşif araçları…
Bu umman içinde küçük görünen büyük adımlar…
Sonsuzluk içinde yüzerken, sanki biri omzuma dokunup;
“Hey sen Dünyalı… Gerçeğine dön” diyor.
Gök boşluğundan yeryüzüne bakışlarımı çeviriyorum ve;
Bize bahşedilmiş bu dünyayı daha güzel yapmak da, yaşanılmaz hale getirmek de biz insanların elinde.
Antalya Saklıkent’teki gökyüzü şenliğinden geri dönerken zihnimde bunlar dönüyor ve güneş yeni bir güne doğuyor…
Dünyayı güzelleştirmek için, dünyamızın ait olduğu evrene bakmak;
Geleceğe bakmak kadar önemli olabilir…
Bir önceki yazı Keyifle Yönetmek…


