“Göz”

Kurumlar büyüdükçe, yöneticilerin bir kısmında,”ego”nun sınırları zorlanmaya başlar.
Zira büyüklük “güç”ü, hayatın vazgeçilmez unsurlarından birine dönüştürür.
İlginç olan, güç arttıkça ona paralel olarak bilginin arttığı gibi yanlış kanı vardır.
“Güçlüyüm, o halde en akıllı benim…”,
“Güç bende, her şeye muktedirim…”
İnsan doğası gereği böyle düşünmeye meyillidir.
Şirket sahipleri ya da yöneticilerinin de bu “hastalık” haline yakalandığı görülmeyen bir durum değildir.
Bu eğilimini kontrol edemeyen “her kişi”, yokuş aşağı giden freni patlayan araca benzer.
Üstelik çoğu insan, frenin patladığını, çarptıktan sonra anlar.
Anlar da… İş işten geçtikten sonra.
Bu durumlar için en iyi çözüm, dışarıdan bir “göz”ün varlığıdır.
Birçok aile şirketinin, Yönetim Kurullarına dışarıdan birilerini alma nedenlerinden biri de “bir dış göz”e duydukları ihtiyaçtır.
Bu gözde aranan en büyük özellik, her konu ve duyguya, “bilgi” üzerinden bakabilmesidir.
Doğru zamanda, tanımlanmış beklentiler bir araya getirilebilirse, bu tür insanlarla kurumların enerjisinden bir “sinerji” oluşur.
Bunun tersi durumlarda ise; “göz gözü görmeyen bir ortam” oluşur.
Bir önceki yazı “Dönerek…“


