Ölüm İyiliği*

Bazen hayranlıkla seyrettiğimiz dev ağaçlar ile ilgili olarak; “kim bilir kaç yüzyıldır burada. Bir o kadar daha yaşar.” diye düşünürüz. Sonra ufak bir rüzgarda o ağaç devrildiğinde şaşkınlıkla; “nasıl olur bu” dediğimiz çoktur.
Bizi yanılgıya düşüren, dış görünümlerdir.
Ağacın cinsi, koşulların zaman içinde oluşturduğu olumsuzluklar ve her şeyin yanında ömrün sınırlılığı ağacın içini kemirir ve çürütür. En ufak bir müdahalede ise ağaç kırılır, devrilir…
Keşke bakışlarımız aynı zamanda röntgen gibi bir görmeye de sahip olsa. O zaman dış görünümün örttüğünün arkasını da görmüş oluruz.
Kurumlar da ağaçlar gibidir. Kuruluşundan itibaren gelişimlerine bağlı olarak, ağaç cinslerinden birine benzemeye başlarlar. Kimisi sedir ağacı gibi sert, dayanıklı ve uzun ömürlü, kimisi ise; bazı tropikal ağaçlar gibi, görüntüsü çok güzel, ancak köksüz ve kısa ömürlü olurlar.
Ağaçlar genetik kodlarından dolayı, cinslerini belirleyemezler. Oysa kurumlar, tasarlanabilir ve değiştirilebilir özelliktedirler. Onu tasarlayan bireylerin “niyet”i, nasıl bir gelecek inşa edeceklerini belirler. Bu yüzdendir ki, dışarıdan görünen ile içerisi paralel özelliklere sahip olmalıdır.
Dengesiz her büyüme ve gelişme, “çürüme” için daha “nemli” bir ortam kurgulamak anlamına geliyor.
Balon iyi bir göstergedir. Balonu ne kadar çok şişirirseniz, çeperi o kadar incelir ve bir süre sonra patlar. Bütün büyümeler risk taşır. Önemli olan hesaplanabilir bir risk almak ve ona göre davranış geliştirmektir.
Yoksa yaşanan iyi günlerin, “ölüm iyiliği” olduğunu anladığımızda iş işten geçmiş olur…
*Hasta insan, ölmeye yakın bir iyileşme yaşar. Bu ölüm öncesi geçici bir iyiliktir.
Bir önceki yazı “Keyfin veresiyesi olmaz!“


